Google+
x
Derinin Hikayesi ve Biz de Deri

Yeryüzünde insanlar ilk olarak doğadan taş, toprak ağacı kullanmaya ve bunlardan yararlanmaya başlamışlardır. Kullanmaya başladıkları dördüncü malzemeyse DERİ olmuştur ve günümüze kadar da devam etmektedir.

Atalarımız karınlarını doyurmak için avladıkları hayvanların derilerini, doğal şartlardan korumak amacıyla vücutlarını örtmek için kullanmışlardır.

Hayvan sırtından çıkartılan deri zamanla çürümeye, bozulmaya yüz tutmuştur. Deriyi daha uzun süre yaşatmak ve kullanabilmek için insanoğlu kimbilir kaç bin yıl uğraş vermiştir, bilinmez.

Deri, doğanın en lüks ve aynı zamanda en pratik materyallerindenbiridir.

Her deri, hayvanın genetik yapısına, yaşadığı çevreye ve beslenme şekline göre dokusal farklılıklar gösterir.

Bir derinin cildindeki izler ve kırışıklıkların oluşturduğu benzersiz doku derinin doğal güzelliğini ve eşsizliğini temsil eder.

Tabaklanan deriler, boyanıp kontrol işlemleri yapıldıktan sonra deneyimli ustalar tarafından rengi ve dokusuna göre seçilerek gruplanır.

Ürünün modeline göre farklı adetlerde hayvan derisi kullanılır, örneğin bir bayan blazer ceket minimum beş ayrı hayvanın biraraya gelmesiyle oluşur.

Her deri, kol, boyun, gövde ve giysinin diğer parçalarının kalıplarından el ile kesilir.

Bundan yirmibeşbin yıl öncelerine ait bazı mağara resimlerinde avcıların deri örtündükleri saptanmıştır. Özellikle Mısır'da Firavun mezarlarında bulunan çeşitli renkli duvar resimlerinde ve insan figürlerinde bunların kullandıkları ayakkabı, kemer, at koşumları, ev eşyaları, av malzemeleriyle deriden yapılmış eşya kullandıkları açıkça anlaşılmaktadır.

Mağara resimleri dışında insanların ilk kullandıkları sandalete beşbin yıl önce yaşamış ve Güney Mısır'la Kuzey Mısır'ın birleştiği bir yerde, Dünyanın ilk imparatorluğunu kurmuş ünlü Mısır firavunu Narmer için çizilmiş bir plaket üzerinde rastlanmıştır. Bu kabartma sanat eseri, Kahire Müzesi'nde yer almaktadır. Aynı müzede birçok kösele kökenli deri sandaletleri görmek de mümkündür.

Tarihde özellikle savaşçıların ve hükümdarların ayaklarında ayakkabı, bot ve çizmeler görmek mümkündür. Avlanma yada harp arabalarındaki at koşum takımları da deriden yapılmıştır. Bu göstergelerden İ.Ö. sonra VII.-IX. yüzyıl boyunca Mezopotamya Bölgesi'nde ileri boyutta bir dericilik sanatının oluştuğu anlaşılmaktadır. Deri ayakkabı ve deriden eşyalar o derecede kıymetliydi ki, hükümdarlar arasında dostluk nişanesi olarak armağan edilirdi.

Türkler Anadolu'ya göç ederken çeşitli sanatları da beraberinde getirmişlerdir. Bu sanatlardan içinde önde gelen dericilik sanatı olmuştur. Dericilerin piri kabul edilen Ahi Evran'ın, Horasan'dan gelip önce Kayseri'de deri imalatını başlatmış olduğu varsayılmaktadır. Kendisinin büyük bir deri ustası olduğu bilinir. Osmanlı Devleti daha kurulmadan Anadolu'da kurulan Ahi Zaviyelerinde deri imalatı yapıldığını ünlü gezgin İbni Batuta'nın Seyahatname'sinden öğrenmekteyiz.Anadolu'da dericiliğin kurulması, gelişmesi, yerleşmesi, köksalması Ahi gelenekleri sayesinde gerçekleşmiştir.